24 Aralık 2014 Çarşamba

HER ŞEY DEĞİŞİYOR HAYVANLAR BİLE..





Bir gönderiyi izledim face te, hayretlerde kaldım. Fare sanki annesiyle oynar gibi kediyle oynuyor.
Bir başka paylaşım da kumru, kediyle, sanki dalga geçiyor, şakalaşıyor. Hepsi çok mutlu.
Bu her iki kısa filmde, kedinin tabiatı değişmiş. Kimyası farklılaşmış. Alışkanlıkları tabuları yıkılmış sanki. Yemesi gereken fareyi ve kumruyu yemiyorlar, onunla oynuyorlar.
Yadırgadım mı?
Evet yadırgadım.
Ama sonra birde etrafıma baktım. Bizdeki değişiklikleri düşündüm. Asıl değişen bizlerdik, hepimizdik. Ve farkında değildik bu değişmelerin.
İnsanlar zaman içindeki alışkanlıklarını doğrularını ve işin garip tarafı ahlak ve karakterini nasıl değiştirebilirler ki? Bunu bile düşünmedik.
Ilık suya atılmış ve altından yavaş, yavaş ısıtılan kurbağalar gibiydik hepimiz. Rehavet le, uyuşukluk içinde yattık suların içine. Bir süre sonra haşlandık, yandık farkına varamadık.
“Haksızlıklar karşısında susmak, dilsiz şeytan olmaktır” Hadisi şerifini unuttuk.
Dürüst olmayanlara karşı tavır almanın insanlık gereği olduğunu unuttuk.
Peygamberlerin tek başlarına mücadelelerini ve başına gelenleri unuttuk.
Onların başlarına gelenlerin milyonda birinin bizim başımıza gelmesinden korktuk.
O adaletiyle ünlü Osmanlının torunu olduğumuzu söylerken onların yüzde biri kadar adil olmayı istemedik.
Mertliği ile ünlü atalarımızın binde biri kadar, mert olmayı beceremedik.
Övündüklerimizin neredeyse tamamı patates gibi toprağın altında kaldı. Onlardan ders almayı beceremedik.
Ne oldu bize neden böyle olduk?
Eskiden babalarımız bizlere helal lokma yedirmek için, her türlü zorluğa göğüs gererlerken, Namussuzun, hırsızın ve adaletsizin karşısında dik dururlarken; Bizler neden bu kadar ikiyüzlü ve riyakâr olabildik.
Nedenini hiç düşündük mü?
Daha önceki yazılarımda İslam halifelerinin göreve başlamadan önceki mal varlıklarının tamamını, görevleri süresince bitirdiklerini, birçoğunun, sırtındaki elbiseden başka elbiselerinin kalmadığını yazmıştım.
Şimdiki Müslüman’ım diyen siyasetçilerin ise göreve başladıktan sonra mal varlıklarını yüzlerce kat artırdıklarını yazmıştım.
Hangisinin doğru olduğunu, hangilerinin gerçek Müslüman olduklarını düşünmenizi sağlamaya çalıştım.
Dostlarım, hepimiz kolaycı ve beleşçi olduk. Başımıza gelen her şey, hak etmediğimiz halde, edinmek istediğimiz mal özleminden dolayı başımıza geldi.
Suçlu biziz. İslam’ı yeniden yorumlayınız diyenlerin ve yorumlayıp hayatımıza sokanların oyuncağı olduk. Sizin önünüzü açarız İsrailin güvenliğini artırın diyenlerin serserisi olduk.
Çünkü kolayı biz de sevdik. Hem çalışmadan yemeyi sevdik. Hem de hak etmediklerimizi almanın suç olmadığı örnekler gördük. Hoşumuza gitti beleşçilik.
Allahın istedikleri yerine, çevremizdeki yobazların kolaycılığına meyil ettik.
Kimyamız değişti,
Alışkanlıklarımız değişti.
Tabularımızı biz kendi ellerimizle yıktık, bunu başarı saydık.
Doğrularımızın yerine, çevremizde yapılan hırsızlıkların cezasız kalması bizimde hoşumuza gitti. Belki bir gün bizde çalabiliriz diye hoş gördük.
Bizler bazılarımız, hayvandan da aşağı mahlûklar olduk. İşin garibi bu aşağılık olanları Uyanık, açıkgöz ve başarılı saydık.
Biz kaybediyoruz. Kaybedeceğiz. Kaybettik dostlarım. Adaletini yitiren bir ülkenin bekası olmaz. Adaletini yitiren bir insanın cenneti olamaz.

Saygılarımla Mehmet KIZILASLAN 2014-12-24

13 Aralık 2014 Cumartesi



                         OSMANLICA SENİN NEYİNE

Bu başlığı biraz daha dikkat çeksin diye attım. Dilimize doladığımız, “Osmanlıca dilli mecburi ders oldu, geriye gidiyoruz. Yobazlaşıyoruz. Bu adamlar bizi karanlık çağlara götürüyor” sözlerini söylemeden önce, bakalım Osmanlıca nasıl bir dilmiş. Neymiş?

 "Osmanlı Türkçesi" diye bir dil haddizatında yoktur. Osmanlı İmparatorluğu'nun resmî dili bildiğimiz Türkçedir! Bundan asırlar öncesinin padişahı da, sadrazamı da, sokaktaki adamı da sadece Türkçe konuşmuş, meselâ susadığı zaman "Su verin" demiş, terlediğinde "Yahu hava bugün amma da sıcak" diye söylenmiş, kızdığında da aynen bugün kullandığımız ifadeleri kullanmış, "Ulan ben senin bilmemneni....!" diye başlamış ve gerisini bugün ne diyorsak o şekilde getirmiştir.
Zamanımızda "Osmanlıca" kavramı ile kastedilen dil, resmî metinlerde kullanılmış olan ağdalı imparatorluk üslûbudur. Genç neslin artık anlamakta zorluk çektiği eski metinler, meselâ Türkçenin zirvesi, Refik Hâlid'in makaleleri yahut Hüseyin Rahmi'nin romanları gibi örnekler ise "Osmanlıca" falan değil, düpedüz Türkçedir; hem de hakiki, temiz ve nefis Türkçe! Dilimizi artık çoğu yeni uydurulmuş birkaç yüz kelimeye hapsettiğimiz için bu asıl Türkçe'yi unutmuş ve "Osmanlıca" diye isimlendirmekle de hata etmişizdir.

Bu, yukarıdaki sözler, Gazeteci yazar Murat Bardakçı’nın sözleridir, biliyorsunuz?
MURAT bardakçı Osmanlı nın yıkılış dönemine ait araştırmaları ile ünlü, Arapça, Farsça, Fransızca, İngilizce ve Osmanlı Türkçesi bilen, Ebced notası, Hamparsum notası ve Bizans ve Haz neumleri gibi musiki yazısı sistemlerine de uzmanlığı vardır. Yazma ve basma eserlerden oluşan kütüphanesinin, arşivinin ve diskoteğinin ise bütün zamanların en geniş çaplılarından biri olduğu bilinmektedir.

 Bakınız Murat bardakçı Üstadım yazısına nasıl devam ediyor.
           “ Kanun teklifinde "Osmanlıca" sözü ile neyin kastedildiği, teklifin yasalaşması hâlinde okullarda eski harflerin mi yoksa eski devirlerin resmî dilinin mi öğretileceği...
           Öncelik tabii ki yazının yani eski Türkçenin öğretilmesinde olmalıdır, ama bu iş bugün için imkânsız gibidir, zira memleketin dört bir yanındaki binlerce okulda bu dersi ciddi şekilde öğretebilecek hocaların sayısı bir hayli azdır.
          Ders mecburî hâle getirildiği takdirde öğretmen yokluğu sebebi ile ya boş geçecek yahut bu iş eski harfleri bildikleri zannedilen ama aslında bilmeyen İlâhiyat Fakülteleri'nin yahut, İmam-Hatiplerin mezunlarınca ve din kültürü ile ahlâk bilgisi hocalarınca verilecek, neticede öğrenci hiçbir şey öğrenemeyecektir.
          Hele, üniversitelerimizin tarih ve edebiyat bölümlerinde yapıldığı gibi pratiğe ağırlık vermek yerine öğrencinin kafası lüzumsuz gramer kaideleri ile doldurulduğu takdirde daha da fena... O kadar emek ve zaman boşa gitmiş olacaktır!”

             Eski Türkçenin yani bugün bahsini ettiğimiz Osmanlıcanın, mecburî ders yapılması, artık unuttuğumuz eski kültürümüzden az da olsa bir şeylere yeniden sahip olabilmemizi sağlaması bakımından sevindirici ve umut verici bir teşebbüstür.  Ama bu derece önemli bir işin acele ile değil, ciddî bir hazırlıktan sonra uygulamaya konması gerekmez miydi?
            Ciddî hazırlığın temelinde ise eski harfleri layığı ile bilen öğretmen sayısının arttırılması vardır. Dersi zorunlu hâle getirmeden önce bu hocaları yetiştirecek okullar açılmadığı takdirde, Osmanlıca öğretimi boş ve gereksiz bir heves olarak kalmaya mahkûmdur!

            Ey, eski mezar taşlarını mı okuyacağız, diye yaygara basanlar. İktidarın yaptığı her şeye karşı çıkanlar. Mezar taşlarından sonra; tarihi istedikleri gibi bize öğretenlerin doğru olup olmadıklarını hiç merak etmez misiniz? Gerçek tarihimizi eski kayıtlardan ortaya çıkaracak nesiller olsun istemez misiniz?

            Bu olaya karşı çıkışınız beni korkutuyor biliyor musunuz?
         
            Konu ile alakası yokmuş gibi görünse de “Osmanlının Cezayir Valisi Yedi Sekiz Hasan paşa’ nın okuma yazma bilmediği halde mareşalliğe kadar yükseldiğini, ABD donanmasından birkaç geminin, Akdeniz de dolaşma izni için, zamanın ABD başkanı ile anlaşma imzalayan onları haraca bağlayan, paşası olduğunu biliyor muydunuz?    

      Bunu neden anlattım? Buna benzer birçok olay ve gerçeklerin, Kayıtların açılmaya başlandığı bu günlerden sonra, Eski Türkçeyi, yani Osmanlıcayı bilenler tarafından, gün yüzüne çıkarılacağını düşündükçe sevinçliyim.
       Ancak bu derse girecek öğretmenlerin öncelikle eğitilmesini çoğaltılmasını istiyorum.  Öncelikle seçmeli olmasını, Daha sonra ilgili okullarda mecburi hale getirilmesini diliyorum.
        Ben güçlü bir Osmanlının devamı olan güçlü bir devletin çocuğuyum. Bundan gurur duyuyorum. Gerçekler gün yüzüne çıktığında da daha güçlü olacağıma inanıyorum.
              Saygılarımla Mehmet KIZILASLAN 2014-12-13

   
 

23 Ocak 2014 Perşembe

PARİS:)


 
MERHABA BLOG DOSTLARIM GEÇ KALINMIŞ YAZDAN KALMA BİR POST .PARİS .AŞIKLAR ŞEHRİ EYFELİ DİSNEYLANDI ŞANZELİZESİ TARİHİ DOKUSU MÜZELERİ BİR HAFTAYA SIĞDIRAMIYACAĞINIZ BİR ŞEHİR. PARİSE MÜZELERİ İÇİN YADA DİSNEYLAND İÇİN GİTMEK GEREK MÜZELERDE   O KADAR ÇOK SIRA VARKİ BİR MÜZEYE GİREBİLMEK YARIM GÜNDEN FAZLA ZAMANINIZI ALABİLİYOR. BİZİM TATİLİMİZ ÜÇ ÇOCUKLU İKİ AİLELİ BİR TATİL OLDUĞU İÇİN DİSNEYLAND TATİLİ OLDU. ÇOCUKLAR GİBİ EĞLENDİK WALT DİSNEY STÜDYOLARINDA ATRAKSİYONLAR YAŞADIK ROLER COSTERDA KORKTUK İNDİANA JONES DA EĞLENDİK ARMAGEDOON DA TEHLİKEYİ YAŞADIK PETER PAN 'I PİNOKYOSU DÜNYA ÜLKELERİ BEBEKLERİNİN DANSINDA TEKNEYLE GEZİ ARA SIRA KARŞINIZA ÇIKAN RAPUNZELLE MICKEY MAUSE LA DOYA DOYA EĞLENEBİLECEĞİNİZ MASALLAR DİYARI. HAYAL GÜCÜ VE FİKİRLERİ BEĞENİLMEDİĞİ İÇİN GAZETEDEN KOVULAN  WALT DİSNEY ANİMASYONLAR İLE EĞLENCEYİ YARATIP BÜYÜK BİR DEĞERE İMZA ATMIŞ.AŞIKLAR ŞEHRİ MODANIN BAŞKENTİ PARİSDEN KARELERİ SİZLERLE BAŞBAŞA BIRAKIYORUM SEVGİLERİMLE:)
 



 
1887 YILINDA GUSTAVE EİFFEL TARAFINDAN TASARLANIP ADI VERİLEN  YAKLAŞIK 324 M YÜKSEKLİĞİNDE FRANSANIN SEMBOLÜ HALİNE GELMİŞ DEMİRDEN YAPILI KULE GERÇEKTEN YAKINDAN BÜYÜSÜNE KAPILIYORSUNUZ. ZAMANINDA ELEŞTİRİLERE MARUZ KALAN ŞEHRİN HER YERİNE HAKİM KULEYİ GÖRMEK İSTEMEYEN YAZARLAR SIK SIK KULENİN TEPESİNDE YEMEKLERİNİ YEMİŞTİR PARİSLİLER DEMİR BAYAN OLARAK OLARAK İSİMLENDİRMEKTEDİR.
 

 
 
BİR ŞEHRİ GEZİP TANBIMANIN EN İYİ YOLU TUR OTOBÜSLERİ
 



 
HER YERİ TARİH KOKAN TARİHİ DOKUSU HİÇ BOZULMAMIŞ BİNALAR VE SOKAKLAR
 




 PARİSİN EN ÇOK ZİYARET LERİNİN YAPILDIĞI LOUVRE MÜZESİ KİLOMETRELERCE KUYRUKLARIN SONRASINDA MONA LİSA LEONARDO DA VİNCİ GİBİ ÜNLÜ RESSAMLARIN RESİMLERİNİ GÖREBİLİYORSUNUZ. BUNUN YANINDA FIRSAT OLUP GEZİLMESİ GEREKEN MÜZELER DORSAY SARAYI SALVADOR DALİ GİBİ AKLIMDA KALANLAR...................


SEN NEHRTİ BOYUNCA UZANAN TARİHİ YAPILAR
 









PARİS TİYATROSU ŞİRİNLER 2 DE GARGAMELİN SAHNE ALDIĞI HAFIZZAMIZDA YER ETTİ















 VE ŞANZELİZE PARİSİN EN ÜNLÜ CADDESİ ÖNEMLİ KUTLAMALARA EVSAHİPLİĞİ YAPAN YER ÜNLÜ MODA MARKALARININ BULUNDUĞU VE OLDUKÇA PAHALI CAFELERİN YER ALDIĞI YER
 

 
 

 
 










 
EYFELİN GECE IŞIKLANDIRMASI İÇİN SEYİR YERLERİ
 



 
KIZLAR OTELİN BAHÇESİNDE
 
 
 






 
DİSNEYLAND
 


 
DİSNEYLAND MAĞAZALAR
 





 
 
GECE IŞIKLI ÜÇ BOYUTLU BÜYÜLÜ GÖSTERİLERİNİN SERGİLENDİĞİ ŞATO
 







KORKU DOLU BÜYÜLÜ EV ÜÇ BOYUTLU HAYALETLER BİLE İÇİNDE YER ALMAKTA .İLK ÖNCE SİZİ AYNALAR VE ŞAMDANLARIN BULUNDUĞU ODA YA ALIYORLAR ODANIN TAMAMI ASANSÖR SİSTEMİYLE AŞAĞIYA İNİYOR VE BURDAN TEK TEK RAYLI KOLTUKLARA BİNİP KORKUYA AÇILIYORSUNUZ KAPILAR SÜREKLİ ARALANIYOR VE HAYALETLER GÖRÜNÜYOR  GÖRÜLMEYE DEĞER HEYECANDA BİR YER BURASI
 

 
 
DİSNEYLAND TRENİ PARKI BU ŞEKİLDE UZAKTAN DA SEYREDEREK GEZEBİLİYORSUNUZ
 








 
ARKA PLANDA İNDİANA JONES TRENİ  360 DERECE DÖNDÜRÜYOR SİZİ
 


KORKU TÜNELİ KOLTUKLARI
 



 
HİÇ BİR TEHLİKENİN OLMAYACAĞI YUMŞAK ZEMİNDEN HAZIRLANMIŞ ÇOCUK PARKI
 















































 
 
20.YIL KUTLAMASI NEDENİYLE YAPILAN GÖRSEL ŞOVLAR
 






































 

 




 
LADUREE DE MACARONLU DONDURMA
 






 
 WALT DİSNEY STÜDYOLARINDA  DUBLÖRLÜ KISA METRAJLI FİLM  ÇEKİMLERİ
 

 
MİNİĞİM YORULDU




İNSANLAR HEYECANLA GÖRSEL ŞOVU BEKLEMEKTE




 
NUTELLALI KREP VAZGEÇİLMEZLERİ FRANSIZLARIN
 















































 
SEN NEHRİ
 


ÜNLÜ MARKALARIN BULUNDUĞU LA VELLE VİLLAGE EURO BAZINDA OLDUĞU İÇİN HERŞEY ÇOK PAHALIYDI
 




 
 

 
VE DÖNÜŞ