28 Şubat 2018 Çarşamba
Dr. Jekyll ile Bay Hyde
Üniversitede hukuk eğitimi gören fakat yazma isteği ağır basarak yazar olan bir isim Robert Louis Stevenson. 44 yıllık hayatına Amatör Göçmen, Define Adası, Gümüş Avcıları, Kaçırılan Çocuk gibi kitapları sığdırmayı başarmıştır. Dr. Jekyll ile Bay Hyde'da İskoç yazarın kısa hayatında geride bıraktığı eserlerinden biridir.
Stevenson rüyalarında iki farklı yaşam sürüyordu. Bir süre sonra bu rüyalarından ilham alarak Dr. Jekyll ile Bay Hyde'ı kaleme aldı. Kitap 1886'da yayınlandığında büyük ses getirdi. İngiltere, Amerika gibi ülkelerde oldukça popüler bir bir kitap haline geldi.
Peki Robert L. Stevenson bu kitapta bize ne anlatıyordu?
Kitap saygın bir avukat olan Bay Utterson ile onun akrabası olan Bay Enfield'ın konuşmalarıyla başlıyor. Bay Enfield, Bay Utterson'a birkaç gün önce yaşadığı bir olayı anlatır. Olayda ismi geçen kişilerden biride Bay Hyde adında biridir ve Bay Utterson bu ismi hem müvekkili hemde yakın arkadaşı olan Dr. Jekyll'nin vasiyetnamesinde gördüğünü hatırlar.Bunun üzerine konuyu arkadaşı Dr. Jekyll'ye açar. Doktor, arkadaşını Bay Hyde konusunda sakinleştirir ve her şeyin yolunda olduğunu söyler.
Bir gün şehirde bir cinayet işlenir ve bunun ardından da Bay Hyde ismi çıkar. Fakat Dr. Jekyll inatla Bay Hyde'ı korumaya devam eder.
Dr. Jekyll ile Bay Hyde arasındaki ilişki neydi ve bu ilişki nasıl meydana gelmişti? Bay Utterson Bay Hyde konusunda ne yapacaktı? Bay Hyde aslında kim? Kitapta tüm bu sorulara cevap bulabileceğiz.
Robert L. Stevenson bu kitabı ile insan doğasını çok güzel tahlil etmiş ve bize bu tahlilin sonuçlarını sunmuştur. İnsanın içinde var olan iki benliği göstermiştir okuyucularına. Baktığımızda çok iyi, yardımsever, merhametli, çalışkan olan birinin içinde bencil, gaddar, kötü ve hatta cinayet işleyebilecek birininde var olabildiğini anlatıyor. Aslında bir insanda hem iyi hemde kötünün bulunduğunu bize Dr. Jekyll ile Bay Hyde üzerinden gösteriyor. Önemli olanın kişinin hangisini seçeceği, hangisine bağlanıp sıkı sıkıya tutunacağı olduğunu söylüyor bir nevi.
Bu yönü ile kitap birçok psikolojik çalışmanında kaynaklarından biri olmuştur.
Kitap Victoria dönemine uygun yazılmış olsa da konusu itibariyle hala geçerliliğini korumaktadır.
Stevenson bu kısa yapıtı ile Fransız ve Rus yazarların egemen olduğu edebiyat dünyasında büyük ses getirmiş olmakla kalmamış aynı zamanda insanların diline yeni bir terimde kazandırmıştır. "Dr. Jekyll ve Bay Hyde" (Cervantes'in Don Kişot adlı eseriyle kazandırdığı Don Kişotvari terimi gibi)
Kısaca Robert L. Stevenson Dr Jekyll ile Bay Hyde adlı eseriyle okunacaklar listesine alınıp bir an önce yanına okundu işareti konulacak bir kitap olmuştur benim için.
27 Şubat 2018 Salı
YAPTIĞINIZ YATIRIMLAR VATANDAŞIN YOKSULLUĞUNA ÇARE DEĞİL
Yetkililer diyorlar ki, bu şehrimize şu kadar, diğer şehrimize bu kadar, yatırım yaptık. Sancakbeyleri de aynı ağzı kullanıyor. Şu mahallemize, bu kadar, diğer mahallemize daha fazla yatırım yaptık. Diye ha bire televizyon ekranlarını, gazete manşetlerini dolduruyorlar.
Vatandaş bu yayınları ve bayram havasındaki açılışları cepleri boş karınları aç seyrediyor.
Aylakçılar ve yandaşlar dolduruyor alanları. Emekliler sancılı, esnaflar hayata küsmüş, işsizlik son safhada, gençler karamsar.
Neden mi?
Yaptığınız yatırımların acili yet sıralaması yanlış da ondan.
Yaptığınız yatırımların birçoğu, halkın yaşam standardını yükseltmiyor. Kazanma miktarını, artırmıyor. İşsizliğin azalmasını sağlamıyor.
Kurtuluşu inşaat sektöründe buldunuz. İnşaatlar yapanın elinde kalmaya başladı. Kredileri 20 yıla çıkarmanızda bir işe yaramayacak.
Tarımsal ve kırsal kalkınmayı denediniz. Hibeleriniz ve teşvikleriniz, tarımsal alanlardaki imar engeli yüzünden, hedefine ulaşamıyor. (Bir yasayla, tarımsal ve kırsal kalkınma kurumunda, projeleri onaylanan alanlarda, inşaat oranı,%5 den % 30 çıkmıştır deseniz sorun kökünden çözülürdü)
Köyleri mahalle yaptınız, Belediyeler, meraları ve köye ait arazileri sattı.
Köylünün imeceyle getirdiği suya sayaç bağlatmaya başladılar.
Kanalizasyonsuz köylüden atık su bedeli talep ediyorlar.
Utanmasalar arazisinden çıkardığı sondaja da sayaç bağlatacaklar.
Hastaneler yapıyorsunuz, aralarında 40 km mesafe olan, yerleşim birimlerinin tam ortasına yapacağınız hastaneyi, döt kadar bir alana yapıyorsunuz, büyüme imkanı olmadığından, diğer şehre bir daha yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Milletin parasını çarçur ediyorsunuz. İsraf ediyorsunuz.
Üretimin artmasını işsizliğin azalmasını sağlamak için bulduğunuz yöntemler, ya hedefine ulaşmıyor yada yağmacılar tarafından iç ediliyor.
Efendiler, bir daha, bir daha söylüyorum. İşçi ve işveren üzerindeki, SGK primlerini kaldırınız, Her işveren, daha çok işçi çalıştırabilsin. Dışarıdaki rekabet gücü artsın. İhracat yapabilsin. İşsizlik önlensin.
Hiçbir kimseye nakit para dağıtmayınız. Alacak olduğunuz vergilerin tamamını kaldırıp sadece %10 vergi alınız. Maliyetler düşsün. Dar gelirlinin parası iki kat iş görsün.
Bütün kamu kurumları lüks yatırımlardan ve harcamalardan arınsın. Sadece işsizliği önlemek için, çare olacak yatırımlar yapsınlar.
Kayyum atadığınız iş yerleri bir an önce tekrar üretime son hızla devam etsin. Yine hesapları denetlenebilsin.
Mevcut iş yerlerinin neden küçüldüğünü sizlerde bizlerde çok iyi biliyoruz. Çare basit ama köklü çözümler de, lütfen sesimize kulak veriniz.
Ey yetkililer, sizler sırça köşklerinizde bu gün rahat yaşıyor olabilirsiniz ama vatandaş, gerçekten güç durumda. Yarın o koltuklarınız makamlarınız elinizden alındığında, seçimleri kaybettiğinizde,” bizi neden anlamadılar” deme şansınız bile olmayabilir.
Yaptığınız her yatırım, vatandaşınızın çorbasını bir kaşık artırsın.
Vatandaşın gelirinde üç kuruş artış sağlamayan, yatırımlarınız, sizi de ülkeyi de kurtarmayacaktır.
Belediyeleriniz, meyhane, kafeterya, kasap dükkanı, fırın, açamasın. Esnafının ekmeğine göz dikmesinler. Fabrika binaları yapsınlar. Üretim yapacağını, işçi çalıştıracağını belirten her girişimciye, arazilerinde üretim imkanı versinler. İmar sorunu çıkarmasınlar.
Sizler yukarıda çok büyük meselelerle, hatta devletin geleceği ile meşgul olabilirsiniz.
Biliyorsunuz ki, Millet yaşamazsa, Devlet yok olur. Milleti aç ve yoksul olan bir ülkenin devleti zengin ve yöneticileri tok olursa, bu adaletsizlik devletin bekasını da tehlikeye sokar.
Bir avuç yalakanın, alkışları ülkeyi, şehirleri, köyleri güllük gülistanlık etmez. Durum iyi değil.
Mehmet Kızılaslan 2018-02-28
19 Şubat 2018 Pazartesi
Now Is Good
Birkaç gün önce arkadaşıma bu filmi tavsiye edip izlemelisin dedim ve tesadüfe bakın ki dün televizyonda denk gelip oturup tekrar izledim. Sonuç mu? Ağlamadım ama bir duygulandım bir ağlamaklı oldum yine yeniden 😔 2012 yapımı başrolünde Dakota Fanning'in oynadığı Now Is Good dram sevenler için güzel bir tercih. Filmin en beğendiğim, gözlerimi dolduran sahnesi ise son kısımlarda Tessa (Dakota Fanning) ve hemşiresinin bahçede konuştukları kısımdı. Ne hakkında konuştuklarını söylemeyeyim
Filmin konusu ise; kanser hastası Tessa ölmeden önce yapılacaklar listesi hazırlar. Bu listedekileri yaparken Adam ile tanışır. Adam hem Tessa'ya bu zor günlerinde yardımcı olur hem de ona listeyi tamamlaması konusunda yardım eder.
Aaaa birde Tessa'nın oldukça eğlenceli, deli dolu birazda sorumsuz ama iyi anlamda (gerçi sorumsuzun nasıl bir iyi anlamı olabilir ki. Anladınız işte, başkasına zarar verecek türden bir sorumsuzluk değil ) bir arkadaşı var 'Zoey' .Zoey de bu süreçte Tessa'nın sürekli yanında ve ona tam destek bir halde. Filmin sonlarına doğru ikisinin çok güzel, çok duygusal bir sahnesi var. Orada da bir duygulanmıyor değil hani insan.
Benim beğenerek izlediğim hatta ikinci, üçüncü kez izlediğim güzel bir film.
Umarım sizde beğenirsiniz 🙏 Şimdiden iyi seyirler.
17 Şubat 2018 Cumartesi
GQ Türkiye “Men Of The Year 2017”
GQ Türkiye 15 Şubat Perşembe akşamı 2017 yılının en başarılı erkeklerini ve kadınını seçti.
Gecenin sunuculuğunu Jess Molho yaparken birbirinden başarılı erkeklere ve kadına ödülleri verildi.
Peki kimdi bu ödül alan isimler. Hadi hep beraber bakalım :
En İyi Aktör - Ozan Güven
Kült - MFÖ
Yılın İlham Veren Adamı - Mert Fırat
Yılın Stil Sahibi Adamı - Serdar Gülgün
En İyi Yönetmen - Ferzan Özpetek
En İyi Çıkış Yapan Müzisyen - Jabbar
Yılın Konuşulan Adamı - Burak Özçivit
Yılın Ekibi - Ampute Milli Takımı
Yılın Sporcusu - Ramil Guliyev
Yılın Yükselen Oyuncusu - Burak Deniz
Yılın Sıradışı Projesi - Doğa İçin Çal
Yılın Bilim Ödülü - Ercüment Ovalı
Yılın DJ'i - Mahmut Orhan
ve Yılın Kadını - Gülse Birsel
Gecenin kazananları böyleydi. Peki kırmızı halı nasıldı dersiniz ?
Deniz Akkaya gecenin en beğendiğim bir-iki isminden biriydi. Sadece tek kolunda olan o tüylü kısmı hiç sevemedim maalesef. ama bu detay yinede onu beğenmeme engel değil :)
Geceye takım giyerek katılan iki isim; Özge Ulusoy ve Deniz Barut.
Özge'yi o kadar çok beğendim ki, beyazlar içinde çok güzel gözüküyor. Takım gerçekten çok güzel durmuş kendisinde. Eeee kız manken zaten, boy pos yerinde yani. Özge'yi beğendim ama Deniz için aynı şeyleri diyemeyeceğim. Aslında normal, klasik bir takım ama bir beğenemedim. Hele ayakkabısını hiç beğenemedim. Zaten ben bu gece ayakkabılara taktım.
Ayşe Tolga kırmızı halı ile bütünleşmiş resmen. Keşke başka bir yerde poz verseymiş :( Aslında ben böyle etek gömlek birleşimini seviyorum ama bu eteğin rengi olmamış. Yok yok olmamış. Bir renkten kaybettin bak.
Berrak Tüzünataç'da beyaz giyenlerden. Elbiseyi beğendim ama ayakkabıyı hayır, hayır, hayır.
Gecenin beğendiğim isimlerinden biri Zeynep Üner. Elbiseyi çok beğendim, kısa saç sevmeyen ben saçını bile çok beğendim. Sadece boynundaki o halkayı fazla buldum.
Bu gece ne kadar çok kırmızı tercih edilmiş yahu. Kırmızı tercih edenlerden isimlerden ikisi de Başak Parlak ve Birce Akalay. Kıyafetler mi ? Başak Birce'den daha iyi görünüyor.
Bu gecenin popüler renklerinden biride beyaz. Beyazı tercih edenlerden biride Seda Domaniç. Elbisenin önündeki o ipi beğenmedim açıkçası, halat gibi duruyor ama kendisi kıyafeti güzel taşımız.
Ufak Tefek Cinayetler ekibi de oradaydı. Eeee rol arkadaşları ödül almış. Yalnız bırakmak istemediler herhalde. Neyse efendim gördüğünüz üzere erkekler klasik takım elbise. Bade İşçil'in tulumunu hiç beğenmedim :(
Gökçe Bahadır ise çok tatlı gözüküyor ama küpeler feci.
Vatanım Sensin'dende iki isim var gecede, Pınar Deniz ve Boran Kuzum. Sizce de Pınar Deniz çok güzel değil mi? Fakat kendisiyle ilgili bir sorun var. Ben Pınar'ı hangi gecede, galada görürsem göreyim hiç vauvv diyemiyorum. Aslında o kadar güzel bir kız ki ama kıyafetlere ve saça biraz daha dikkat.
Boran Kuzum'da ise ben o alnına düşürdüğü saçları anlayamadım. Ama bordo ceketi, kolyesi, kendisi yeter yaa
Gecede birbirine yakın model seçen iki isim, Başak Dizer ve Özlem Yıldız.
Başak çok güzel giyinen bir kadın normalde fakat bu gece biraz yok fazlaca sönük kalmış.
Özlem Yıldız ise ruju resmen taşıyor. Elbisede çok mu sıkmış ne ?
Hiç beğenmediğim, ayy hayır, çok kötü dediğim isimlerden ise hiç bahsetmiyorum bile.
Benden bu kadar. Bir ödül gecesinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayız sayın okuyucular. :) Bir sonraki gecede görüşmek üzere :)
16 Şubat 2018 Cuma
DEVE, DEVECİ VE İLKEL MANTIĞI
Bu konuya dair daha önce de yazılar yazdım.
Ama yeterli olmamış ki. Belediyeler yanlış yaptığı icraatlarının üzerine birde tuzu olacak girişimlerde bulunmaya başlamışlar. Kamuoyu buna haraç diyor.
Kitabımızda, hayvanlardan, insanlığın nasıl yararlanması gerektiği birçok ayette yazılır. İnsanoğlunun ilkel mantığı içinde, onlardan insanca yararlanmak yetmezmiş gibi, hayvanların bile yapamayacağı mantıkla, yarıştırmak, dövüştürmek, güreştirmek gibi metotlar bulmuş. Sadist ve acımasız ruhlarını tatmin etme arayışına girmişlerdir.
Türk gelenek ve göreneklerinde, İnsanın insanla güreşi vardır. Cenkte, savaşta, at üstünde hızlı gitmek, cirit atmak, işin içinde kendisinin de olduğu, at yarışları vardır. Deve yoktur. Deveyi güreştirmek yoktur.
Ey kendisini, Türk kültürüne adadığını söyleyen, Arap aşığı, Arap kültürünün uşağı, günün yanlışlarına, nefislerine, yanlarındaki yalama yandaşlarına uyan başkanlar. Yetmezmiş gibi bu yanlış etkinlikler için, esnafında haraç topladığı söylenen, vermeyenleri de tehdit ettiği kamuoyunda yaygın olan, başkanlar, Allah sizlerin cezanızı versin.
Bizler bu yanlış uygulamalarınızı, kerhane ve meyhane açmalarınız yetmezmiş gibi, açık alanları da meyhane haline getiren etkinlikleri yapmalarınızı engelleyemedik ya bizlerinde belamızı versin.
İnsanların yaptıkları hatalardan, işledikleri suçlardan dolayı cezaları vardır. Bu cezaların bir kısmının, bu dünyada bir kısmının da inançlarımızdan dolayı öbür dünyada çekileceğine inanırız.
İnançsız, gelişmemiş, ilkel ve canlılara saygısız insan toplulukları, hayvanlara karşı işlenen suçları, ceza kapsamına almamışlardır. İşlenen suçlar cezasız kalmaktadır. Yetkililerin hayvan güreştirdiği, bir düzensizlik içinde, onların çocukları hayvan dövüştürmeyi marifet sayacaklardır.
Beyinleri ilkel insanlar, kendi üstünlüklerini, bilimsel ve çağdaş yollardan gösteremedikleri için olsa gerek, malları mülkleri ve hayvanlarının üstünlükleri ile göstermeye çalışırlar.
Bu suçları, insanlar tekil olarak yaptıklarında, öbür tarafta cezaları, hem kendilerine, hem de kötü örnek oldukları insanların defterine yazılır. Ama yetkili mercilerde, seçilmişlerin yapmaları halinde, binlerce, milyonlarca defa, fazla olarak, örnek oldukları insanların çokluğu nispetin de cezaları yazılacaktır.
Bir seçilmiş, hem Türk’üm, Türk örf ve adetlerine bağlıyım, diyecek. Hem de yaptığı etkinliklerin, sonuçlarını hesaplayamayacak. İslam öncesi Arap adetlerine hizmet edecek. Bu ne perhiz, bu ne meyhane turşusu?
Birçok başkan, bir etkinlik düzenleyecek, bu etkinlik inanıyorum dediği, dinin kurallarına ters düşecek. Koyun vatandaşta, deve güreşini ve içki alemi yapmayı, bir kültür hizmeti sanacak.
Git, nerede içersen iç, nerde zıkkımlanırsan zıkkımlan. Bu senin günahındır. Beni ilgilendirmez. Bu tür etkinlikler, düzenliyorsan, katılıyorsan, ve yardım adı altında haraç veriyorsan vatandaş, suçlusun. Hayvanlara karşı işlenen günaha ortak oluyorsun bu bir. Gelecek nesillere de kötü örnek oluyorsun bu iki.
Bu gün yetkililerin her yaptığını doğru zanneden, araştırmayan, bilmeyen, gözleri kör, kulakları sağır, yürekleri pislik içindeki, suskun, korkak, yavşak, yalaka, her vatandaş, suçludur. Dur demediği için, dilsiz şeytandır. Bari dur diyemiyorsunuz, yanlışlarına katılmayın. Engelleyemeyeceğinizi zannediyorsanız, yanılıyorsunuz.
Bir gün bu yazdıklarım, bu yapılan yanlışlar karşısında susmadığım, korkmadığım, dilsiz şeytan olmadığım için; ülke insanımızın beyinleri geliştiğinde, tarih içerisinde ders olarak okutulmasa bile, bir güzel direnişçi olarak bahsim edilecektir.
Şimdi gelelim tuzuna, biberine. Çarşı esnafından ve kafeler sokağından zorla, korkutarak toplanmak istenen paralar, vermeyenlere, ileriki günlerde belediye tarafında kesilecek cezalar, doğrumu sayın başkan? (bir masa atarlarsa dışarı cezamı keseceksiniz?)
Doğruysa yazıklar osun. Bu dünyada kazandıklarınız ve kazandığınızı zannettiğiniz her şey, öbür dünyanızda kaybettiğinizin belgeleri olacaktır unutmayınız.
Mehmet Kızılaslan 2018-02-17
12 Şubat 2018 Pazartesi
13 Reasons Why
Netflix'in 2017 yapımı şuan için 1. sezonu yayınlanmış dizisi 13 Reasons Why. Yapımcıları arasında Selena Gomez'inde bulunduğu dizinin 2. sezonunun 2018 Mart-Nisan gibi başlaması planlanmaktaymış. Hal böyle olunca belki izlemeyenler vardır diye bu diziden bahsetmek istedim.
Dizi aslında bir kitap uyarlaması. Jay Asher'ın 2007 basımlı kitabından uyarlanan dizide bir lise öğrencisini intihara sürükleyen 13 nedenden bahsediliyor.
İlk bölümde Clay'e bir paket gelir. Clay paketi açtığında eski usül doldurulmuş 13 tane kaset görür. Hani şu kalemlerle içindeki bantları düzeltmeye çalıştığımız kasetler. Clay bu kasetleri dinlemeye başladığında kasetlerdeki sesin bir süre önce intihar eden Hannah Baker'a ait olduğunu görür. Hannah intihara karar verdiği zaman bu kasetleri doldurur ve ölümü sonrası sahiplerine gönderilmek üzere postaneye verir.
Dizi bize Hannah Baker'ı, Clay'i, onların lise yaşantısını, Hannah'yı intihara sürükleyen nedenleri anlatıyor. Aslında bize küçük gibi görünen olayların, o olayları yaşayanlar üzerindeki etkisinin, dışarıdan bakanın hissettiği gibi küçük olmadığını gösteriyor. (Tabi tüm nedenler küçük değil. Hannah'nın anlattığı nedenler arasında gerçekten iğrenç olanlarda var 😠) İnsanlara uygulanan bu psikolojik şiddetin sonuçlarının ne kadar büyük olabileceğini gösteriyor. Bazen de hiç bir şey yapmamış olanların bile bu psikolojik şiddet karşısında susanlar arasında yer aldıkları için aslında onlarında "bizimde" suçlu olduğunu "olduğumuzu" yüzümüze çarpıyor. 😔
Benim bir solukta izlediğim bir diziydi. Ve şimdi yeni sezonunu sabırsızlıkla bekliyorum.
Bakalım bakalım neler olacak ???
9 Şubat 2018 Cuma
DEVLET ÜRETİME TEKRAR GİRMEK ZORUNDA
Evet, bu kadar güncel konu varken, bu gün geçmişten beynime kazanmış bilgilerle birlikte, güncel olayları bağdaştırıp anlatmaya çalışacağım sizlere.
İnsanımız balık hafızalı ve birçok olayı hemen unutuyoruz, hem de, sebep sonuç ilişkisini kurmakta zorlanıyoruz. Ekonomik çöküşe, üretimsizlikten dolayı gidiyoruz.
İşsizliğin neden günümüzde bu kadar çok olduğunu ve çalışanların asgari ücretlerinin azlığının sebebini hiç düşündüğünüz oldu mu?
Evet, birçoklarınız, dünyanın ekonomik krizde olduğunu, ya da nüfusun çokluğunun bunun sebebi olduğunu zannediyorsunuz. Peki, Çin neden dünyaya meydan okuyor?
Oysaki Ülkemizde Üretimden devletin çekilmesi ve devlet fabrikalarının zarar edecek hallere düşürülmesi, daha sonra da kapatalımkelimesinin beyinlere kazınması sonucunda kapatılması, başlıca sebeplerdendir.
Devlet üretimden çekilirse, günümüzde olduğu gibi işsizler ordusu, Özel sektörün kapısında hazır olda, bekler kardeşim.
Ne kadar özel sektöre teşvik verirseniz veriniz, devlet gibi, sosyal yanını düşünüp halkın yararına kararlar alamaz. Varsa yoksa özel sektörün kesesidir, düşüneceği.
Böyle giderse daha çok sıkıntılı günler yaşayacağız dostlarım.
Güvenlik bölümünde çalışan kardeşlerimiz banka soyacaklar. En güvenilir dostlarımızın çocukları da bu hırsızlıklara karışacaklar.
Bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bunları, ne bu hale getirdi, nasıl bu hale geldiler, biliyor musunuz? Hiç düşündüğünüz oldu mu?
Bu sistem, daha çok, temiz ve dürüst kardeşimizi yanlışa götürecek. Çok, iyi insanımız, çaresizlik içinde, kötü yollara düşecekler. Ve önlenemez çöküşe doğru gideceğiz.
Diğer yandan, Tarımsal ve kırsal kalkınma kurumunun desteklerini, ihtiyacı olmayanlar alacaklar. Gariban vatandaşımız da, bu kırsal alanların imara açık olmayışından, özel imar planı yaptıracak, paraları bulamayacaklar. Yerinde sayacaklar. Kırsal Kalkınma Kurumu da “Neden bu kadar hibelerimiz varken yatırım yapacak adam bulamıyoruz” diyecekler.
Ey devleti yönetenler, uymaya çalıştığınız, Acımasız kapitalizm sizi de bizi de bir gün bitirecek. Birilerine teşvik ve hibe vereceğinize, asgari ücretten vergiyi kaldırınız. Çalışanların sigorta pirimlerini, almayınız.
Diğer yandan özel sektörün giremediği alanlarda, Devlet olarak üretime tekrar giriniz. Emekli ikramiyelerini devlet ödesin.
İşsizliğin önlenmesi, asgari ücretin azlığı ve sosyal sıkıntıların çözülmesinin tek yolu, Devletçilik okunun yeniden hayata geçirilmesi ile olacaktır.
Bir babayiğit çıksa, Biz, “Devlet olarak üretimde olacağız. Yeni fabrikalar açacağız ve bu fabrikalar özel sektörün yapamadığı çok büyük alanlarda olacaktır.” Derlerse, inanıyorum hem kendileri iktidar olacaklardır. Hem de ülke kurtulacaktır.
Hangi parayla mı dediniz? Yandaşlara dağıtılan hibe paralarla diye cevap verilecektir onlara. Devletin parasını ancak devletin ortak malı olan fabrikalar açarak, onların yararına kullanacağız. Diye cevap verilecektir kendilerine.
“Devlet fabrika kurmaz, belediye fabrika kurmaz” yok böyle bir şey. Devletin her birimi, üretimde olmak zorunda. Aksi halde batışımız yakındır.
Bunun adına karma ekonomik sistem denir. İlk on yılda ülkemizi ekonomik bağımsızlığa kavuşturan sistem budur. Saygılarımla.
Mehmet KIZILASLAN 2018-02-10
6 Şubat 2018 Salı
İNSANLARIN DENGELERİ BOZULDU
Bazı insanlar, yaşanabilecek her şeyin, en acılarını yaşadıkları için, hiçbir şeyden korkmaz hale geldiler.
Onların, bizim kuşağımızdan olanları, işkenceden tutunuzda, her türlü darbe ve ekonomik krizleri yaşamış olduklarından olsa gerek, özellikle, emrivakilere ve zorlamalara karşı çok hırçın ve acımasızdırlar.
Onlara, zorlama, emrivaki ve kazara şantaj yapmaya kalkarsanız, hayatınıza mal olabilir. Doludurlar onlar her yönden. Adam olan ve onları tanıyanlar, bunun farkına varmak zorundadır.
O insanlar hiçbir şeyden korkmazlar, kendilerine yapılan iyiliklerin altında kalmaktan korktukları kadar. Tek korktukları, kul hakkıyla ölmektir.
Emanete ihanetten tutunuz da, dost zannettiklerinin sırtlarından vurmalarına kadar, her şeyi yaşayan bu insanlar, inanıyor gibi yapan münafık ve yeni din yaratıcıların, ticari kaygılarla uşaklığını yapanlarında, pislik ve oyunlarını çok iyi bilirler.
Daha önceki darbelerde, ispiyonlarla, birçok kimsenin hapishanelerde süründüğünü gördüklerinden, bunların ispiyonculuk ve ihbar yapmaya karşıda bir alerjileri vardır. Bu ağır durumu da kendilerine yediremez beklerler. Allaha havale ederler onları. Çünkü Onların Allaha güvenleri sonsuzdur.
Oysaki hayatın anlamını kaybeden insanlar ölü gibidirler. Adaletten, haktan, hukuktan uzak olan insanlardır bunlar. Bunlar inanıyor gibi yapsalar da, namaz kılsalar da, yanlış insanlardır. Bunlar, Allah’ın MAUN Suresinde anlattıklarıdır. İyi insanların bu insanlara karşı ölümcül nefretleri vardır.
Dürüst ve namuslu insanlar, vakit namazlarında görünmek gibi bir telaşları yoktur.
Milletin sırtından kurban kesenlere, Devlet ve kurumlarının kasasından, hayır yaparak, kedisi yapıyormuş gibi görünenlere, Milletin parası ile yaptıkları hizmetlerin üzerine adlarını yazdıranlara, yoksulun ve fakirin haklarını yandaşlarına peşkeş çekenlere ve buna rağmen Müslüman görünüp, vatan millet Sakarya nutukları atan; birey, yönetici, idareci, müdür, belediye başkanları, oda başkanları, müsveddelerine karşı nefret doludurlar. (bunların temiz, dürüst, vatan sevdalısı, gerçekten kelle koltukta mücadele edenlerini tenzih ediyorum.Çünkü onların ellerine su dökemeyeceğim şahsiyette olanları da vardır.)
Eline fırsat geçmemiş insanların, dürüstlük gibi, kul hakkı gibi, insanı insan yapan meziyetler konusunda atıp tutmalarını da inanmıyor artık insanlarımız. Ellerine fırsat geçmediği için, birçok insanın, yirmi yıl yanlarında yaşasalar da, dürüst görünmeleri, fırsat geçtiğinde pislik yüzlerini sergilemeleri onları şaşırtmıyor. Sadece üzüntülerini artırıyor.
Bu yazıyı niye yazdım?
Ülke insanımın, dengeleri bozuldu. Ellerine fırsat geçtiği halde dürüst kalan insanımız, çok azaldı. Fakir fukara gariban ekmek derdine düştü. Şeref sadece bir erkek ismi olarak algılanır oldu.
Kuran, birçok insan için, kendisinden başka herkesin uyması gereken bir kitap oldu. Emanet gasp edilmesi, yenmesi helal bir lokma oldu. Adalet, onun durumunu benden çok daha iyi biliyorsunuz. Toplumumuz yanlış yollara sürüklenmeye, arayışa başladı.
Yoksulluktan mı? İnançsızlıktan mı?
Cevabını siz verin diye yazdım dostlarım.
Ama kaybedeceği hiçbir şeyleri kalmayan insanlar çoğaldıkça, hırsızlar, soysuzlar, kul hakkı yiyenler, çalıp çırpanlar, emanetlere ihanet edenlerin hayatları tehlikededir. Onları inanıyormuş gibi göründükleri, Allah da korumayacaktır.
Namuslu, dürüst, inanan insanlar için hayat bir sınavdır. Onlar için ölüm, güzel bir sonsuzluğun kapısını aralayıp, usulüne uygun geçmektir. Susmak ise dilsiz şeytan olmaktır.
Uyarıyorum, namussuzları, kul hakkı yiyenleri, milletin hakkını, yandaşa, peşkeş çekenleri, hırsızları, soysuzları, emanete el uzatarak ihanet edenleri, uyarıyorum.
Saygılarım, sevgilerim her şeye rağmen dürüst kalanlara, güzel inançla, insanca yaşayanlaradır.
Öyleymiş gibi yapanlara değil.
Mehmet Kızılaslan 2018-02-07
5 Şubat 2018 Pazartesi
Far and Away / Uzak Ufuklar
Tom Cruise ve Nicole Kidman ikilisinden 1992 yapımı harika bir film 👌👌 Bu ikiliyi izlemeyi seviyorum. Ekranda birbirlerine o kadar çok yakışıyorlar ki 😊
Filmin konusuna gelirsek eğer, 1890'larda Joseph Donnely (Tom Cruise) isimli genç bir İrlandalı, babasının ölümünden sonra anlaşmazlık içinde oldukları mülk sahipleri Daniel Christie'e büyük kin duyar ve intikam almak ister. Onu öldürmek isterken yaralanıp Shannon'nun (Nicole Kidman) nişanlısı Stephen Chase ile düello etmek zorunda kalır. Daniel'in genç ve güzel kızı Shannon ise babasının zalim, baskıcı dünya görüşünden bıkmış bir haldeyken bu fırsatı kaçırmaz ve Joseph'in kaçmasına yardım ederek onunla birlikte Amerika'ya kaçar. Buradan sonra ikisi arasındaki hikaye başlar 👊👊👊
Şimdiye kadar izlemediyseniz kesinlikle izlemelisiniz. İzlediğiniz için asla pişman olmayacağınız bir film 👍👍
2 Şubat 2018 Cuma
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
George Orwell'ın önemli eserinden biri 1984. Orwell distopik dünyayı çok iyi kurgulayan, kaleme alan ve bize o dünyayı iyi bir şekilde anlatan bir yazar. George Orwell'ın bu eseri distopya türünün en bilinen ve en iyi örneklerinden biri 👌 (diğeri Aldous Huxley 'Cesur Yeni Dünya' merak edenler için )
Romanda anlatılan dünyada tek partili bir yönetimin korku ve beyin yıkama ile halkı kandırarak yönetmesi anlatılıyor. Kitabın içinde geçirdiği Big Brother ve çiftdüşün kavramları gerçek dünyada yer bulmuş ve günümüzde dahi kullanılmaktadır.
Orwell'ın bu kitabı 1949 da yayınlanmış olmasına rağmen yazar sanki günümüz dünyasını görmüş ve tüm gördüklerini kağıtlara dökmüştü. Yetmiş yıl önce yazılmış bir kitapta günümüz dünyasını görüp okumak, üstelik elimizdeki bu kitabın bir distopya olduğunu bilerek okumak...
George Orwell bu kitabında gerçekleşmesini istemediği bir dünyayı eleştirmekte ve bu dünyaya karşı çıkmaktayken 2018'de birçok insanın bu kitaptaki dünyayı yaşaması yani Orwell'ın distopyasını yaşaması...
Orwell tavsiyemdir 👍 okuyunuz, okutunuz efendim 😄😄😄
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






















