30 Ocak 2018 Salı

60. Grammy Ödülleri

Müzik dünyasının en saygın ödüllerinden biri olan Grammy 28 Ocak Pazar akşamı sahiplerini buldu.
60. Grammy Ödül Töreni Madison Square Garden'da düzenlendi. Törene herkes Hollywood'daki cinsel tacize ve cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek için yakalarına beyaz gül ile katıldı.
Bazı sanatçılar beyaz gülü yakalarına takarken bazı sanatçılar ellerinde tutmayı tercih etti.
Peki böyle bir ödül töreninin kırmızı halısı nasıldı dersiniz? Hadi birlikte bakalım.




Gecenin en şık ismi hiç kuşkusuz Beyonce. Gerçi kendisi bunun sinyallerini ödül töreni öncesi giydiği kıyafetler ile de vermişti. Öncesinde giydiği iki siyah elbisede harikaydı. Bu kıyafetin üstüne kullandığı şapkaya ise bayıldım.


Chrissy Teigen yine gecenin beğendiğim stillerinden bir tanesiydi. Kıyafetle ilgili sadece acaba biraz daha uzun mu olsaydı diyorum ama Chrissy kıyafeti o kadar güzel taşımış ki hadi onuda boş ver diyorum (Yanina Couture)


Lana Del Rey üzerindeki nude tonlarındaki elbise ile çok güzel gözükmüyor mu? Saçlarının bu doğal halini de ayrı bir sevdim. ( Gucci)


Lady Gaga'da gecenin beğendiğim isimlerinden bir tanesiydi. Fakat törenin ilerleyen zamanlarında kıyafetin etek kısmını çıkarıp sadece tulum ile kalınca açıkçası hiç beğenmedim. (Armani Prive


Miley Cyrus gecede tulum tercih edenlerden bir tanesiydi. Tulumunu beğendim. Abartısız, hoş bir görünümü var. Alışık olduğumuz Miley değil ama bu hali çok daha güzel açıkçası. (Jean Paul)


Geceye sıfır makyaj olarak gelen Alicia Keys bu hali ile oldukça yalın ve hoş gözükmüyor mu? Biliyorsunuz kendisi bu akımı bir süredir devam ettiriyor ve böyle gecelere, etkinliklere makyajsız katılıyor. Vallahi kendisini tebrik ediyorum doğrusu. Bu durum bulunduğu ortamda cesaret isteyen bir hareket. Alicia Keys'in tulumunu beğendim ama maalesef bedenine olmamış. (Bao Tranchi)


Rihanna Rihanna... Biliyorsunuz kendisi başka bir dünya. Öyle şeyler yapıyor ki başkasında "ayy hayır bu ne böyle" diyeceğimiz şeyler Rihanna'da oldukça iyi durabiliyor. ( eee tabi bazen benimde onda "bu ne yaa" dediğim şeyler oluyor tabi) Bu geceki kıyafeti ise kendisine oldukça yakışmış. Tam Rihanna tarzı (Alexandre Vauthier)



Bu gecenin birde beğenmediğim isimleri var ki onlardan biride Katie Holmes. Ne saçını, ne ayakkabısını nede kıyafetini hiç beğenmedim maalesef (Zac Posen)



Camila Cabello elbiseyi baştan aşağıya hiç beğenmedim hiç. Rengi de çok çiğ bir kırmızı. Keşke başka bir ton kırmızı olsaymış. (Vivienne Westwood)


Hailee Steinfeld kararsız kaldığım bir isim. Elbisesini beğendim, saçını beğendim ama o çizmelerin rengi yok mu o kadar patlıyor ki yırtmaçtan gözümü alıyor. Yok yok çizmeleri o kadar beğenmedim ki o yüzden Haliee de beğenmediklerim arasında. (Alexandre Vauthier)


Ah Pink ah. Sen ki yılların efsanesi, Bu kıyafet ne Allah aşkına. Hiç beğenmedim Birde Pink bu kıyafeti giydiği için ayrı bir beğenmedim ( Armani Prive)


Gecenin herhalde en beğenmediklerimden bir tanesi Sarah Silverman'a ait stil. Sadece beğenmemek de değil anlamlandıramadığım bir kıyafet açıkçası. Bot, file çorap güzel olabilirmiş ama kesinlikle başka bir elbise ile. Birde altta botlar, çoraplar boyunda inciye benze bir kolye. Dedim ya anlamdıramadım bu kıyafeti diye. (Maggie Marylin)
  




29 Ocak 2018 Pazartesi

KELLE KOLTUKTA SEFERE ÇIKMAK

                               
        Ülke çıkarlarını korumak için sefere çıkmak, alışılmışın dışında mücadele vermek, birçok insanın harcı değildir.
        Tepki alırsınız, eleştirilirsiniz. Düşman kazanırsınız. Bu nedenle cesur insanların yapabileceği bir iştir sefere çıkmak.
        Korkaklar da, cesurlar da ömürlerinin süresini değiştiremezler.
        Ne bir nefes eksik, nede bir nefes fazla alabilir insanlar. Sadece kendilerine yazılan süre kadar yaşarlar.
        Bizde bir atasözü vardır. “Korkaklar her gün, cesurlar bir gün ölürler” diye. Ülkem için cesur kararlar almak, cesur insanların, yöneticilerin harcıdır.
        Başlığıma baktığınızda, “Kimin kellesi koltukta acaba” diye, kinaye soru soranlarınız olabilir.
İlk etapta. “sefere çıkma kararı alanların hiç birisinin kellesi koltukta değil ki”diyenleriniz de olabilir. Hatta, “zengin çocukları askere gitmiyor ki, fakir çocukları ölüyor hep” diyenleriniz de olabilir. Şunu çok iyi biliyoruz ki; sefere çıkmanın sonucunda başarısızlık söz konusu olduğunda, o kararı alan insanları, bu kamuoyu acır mı?
        Bu millet demediğini bırakır mı?
       Onlara, dışarıdaki karşı olanlar gibi, her türlü acımasızca eleştiri yapmak  şöyle dursun, alaşağı yapmak için her yolu denemez mi? Denemediler mi?
        Burada yazamayacağım kadar kötü sözlerle eleştirmezler mi?
        Asmak için her yolu denemezler mi?
        O halde, kelle koltukta sefere çıkmak başlığı, yerinde olmamış mı?
        Efendiler, geçmişte yapılan her şeyi bir kenara koyalım.
        Bu gün birlik ve beraberlik günüdür.
        Ülkem,  ABD nin ve Avrupa’nın desteklediği,  binlerce tır lık, silahlarla,  mühendislik bilgileri ile ve savaş teknolojileri ile savaşmaktadır.Tarihinde ilk defa Yüzde 75-80 kendisinin ürettiği araç ve gereçlerle mücadele vermektedir. Allah orada savaşan çocuklarımızı ve onların başındaki karar mekanizmalarının başındaki yetkililerimizi korusun.
        Savaşı hiçbir kimse istemez. Tarihte,  faşist ruhlu liderler bile, savaş kararını çok zor alırlar. Çünkü sonunda kazanamadıklarında, kendi ülkeleri ve hayatları da tehlikeye girmektedir.
        Benim ülkemin yetkilileri de bu kararı çok zor almışlardır. Dünyanın tek sahibi olduğunu zanneden ABD ve onun yöneticileri, benim ülkemin güney doğusunu yaşanmaz hale getirdikleri yetmiyormuş gibi, ülkemin içindeki işbirlikçileri ile birlikte parçalanma noktasına taşımışlarıdır.
         Buna dur demek gerekiyordu ve Devletimin basiretli yöneticileri dur dediler.
          Savaşta ölenlerin fakir çocukları olduklarına gelince, ölüm, vakti geldiğinde,  yatakta da gelecek, cephede de. Onu geciktirmenin yolu yoktur. Ne mutlu ki onlara, şehitlik mertebesine ulaşıyorlar.
         Şehit olmak, her vatandaşa nasip olmaz. Onlar ölü değildirler. İnşallah bizlere de nasip eder Allah’ım.
         Savaşın kötü oluşuna gelince, Bu savaşı biz açmadık. Açan güçler ve onların piyonları utansın.
         Savaşın, ülkem topraklarının dışında olduğuna gelince, Akıllı yöneticiler kendi topraklarında savaşmazlar. Düşmanı dışarıda bertaraf ederler. Aksi halde yerleşim birimlerimiz zarar görür. Düşman, Vatan topraklarının dışında imha edilmelidir, ediliyor.
         Rabbim,  çocuklarımızı, vatanımızı, yöneticilerimizi korusun. Bekamızı daim kılsın. Bayrağımızı gönderden indirmesin, ezanımızı camilerimizden dindirmesin.

               Mehmet Kızılaslan 2018-01-29

25 Ocak 2018 Perşembe

Yeni Uyarlama Dizimiz Feda



Son birkaç yıldır Hint dizisi deyince aklımıza gelen tek adres Kanal 7. Hatta dizileriyle de yetinmeyip son dönemlerde Bollywood sinemasına da el attı ve Hint dizilerinin yanına filmlerini de ekledi.
Kanal şu sıralar farklı bir işe daha el attı ve dizilerine yeni ve farklı bir ekleme yaparak Kore dizisi yayınlamaya başlamaya karar verdi.
Öyle ki Kore dizileri arasından bir diziyi seçip tanıtımını yapmaya başladı bile. 
Orijinal adı Secret Love olan dizi Kanal 7 tarafından Feda ismiyle yakında yayınlanmaya başlayacak.


Dizinin konusu ise bir araba kazası sonrası nişanlısını kaybeden adam bu kazayı yapan kadından başta intikam almak için uğraşır fakat zamanla ona aşık olur. Ama bilmediği bir şey vardır. Bilmediği şey ise kazayı yapan kadın değildir. O gece arabada direksiyon başında kadının daha yeni savcı olmuş olan sevgilisi vardır ve kadın sevgilisinin suçunu üstlenir.
Savcı yani esas kızın sevgilisi ise bu suçu örtbas etmek için her şeyi yapmaya çalışır. Fakat tüm bunları esas kızımız için değil sadece kendini kurtarmak için yapmaktadır. Esas kızımız zamanla o çok sevdiği, güvendiği ve uğruna hapse bile girmeyi göze aldığı sevgilisinin gerçek yüzünü fark edecektir. fakat böyle bir durumda hala suçu üstlenmeye devam mı edecektir yoksa yeter artık mı diyecektir? 
Tabi tüm bunlar olurken dizimizin esas kızı ile esas oğlanı başta çok kötü bir şekilde bir araya gelseler de zamanla birbirlerini tanıyacaklar ve aralarında kendilerininde tahmin etmedikleri gelişmeler yaşanacaktır. 
Evet evet bu senaryo çok tanıdık 😄. Biz bu senaryoyu Kanal D'nin Meryem dizisinden hatırlıyoruz. 



Özetle Meryem'i hiç izlememiş olanlar yada orijinalinide bir göreyim diyenler durağınız şuan için Kanal 7 👈🏾    

22 Ocak 2018 Pazartesi

PK



Bir Aamir Khan filmi olan PK Bollywood filmlerini sevenlerin hiç sıkılmadan izleyecekleri bir film. Birde Aamir Khan hayranıysanız (benim gibi 👈) gayet zevkle izleyeceksiniz demektir. 👌👌 Bir filmde Aamir Khan adını gördüğüm zaman aklıma ilk gelen şey "tamam güzel bir film beni bekliyor" oluyor. PK'de de Aamir Khan adını gördüm ve yanılmadım. Gerçekten güzel bir film olmuş. 


Filmin konusuna gelince; Şehirdeki bir yabancının düşünceler komedisidir. PK etrafında olup bitenlerle ilgili sorular sormaya başlar. Başkalarının verdiği cevaplardan tatmin olmaz ve kendi cevaplarını bulur. PK'nin cevapları insanların kendi düşüncelerini, inanışlarını, geleneklerini sorgulamalarına sebep olur. Filmde bu süreci ve PK'nin yabancı olduğu bir şehirde kendisine dostlar edinmesini izliyoruz. Şimdiden iyi seyirler 

19 Ocak 2018 Cuma

Don Kişot



İspanyol yazar Miguel de Cervantes'in hapse girdiği dönemde kurguladığı 1605'de birinci bölümünü, 1615'de ise ikinci bölümünü yayınladığı roman türünün ilk örneği olarak kabul edilen Don Kişot namı diyar "Gezgin Şövalye".
Dünya edebiyatı içinde, birçok insan içinde önemli ve özel bir eser Don Kişot. Peki Don Kişot'u böyle özel yapan neydi?

Eser roman türünün ve modern romanın ilk örneği olarak kabul edilmektedir.
Kitapta oluşturulan dünya, düşünülen kurgu, kullanılan dil ve anlatım tekniği gerçekten okunmaya ve takdir edilmeye değer.
Hatta öyle ki Cervantes'in Don Kişot'u Norveç Nobel Enstitüsü tarafından Dostoyevsky'yi, Shakespeare'i, Tolstoy'u geride bırakarak "dünyanın en iyi kurgu eseri" seçildi.
Eser kendinden sonraki birçok yazara ilham vermekle kalmadı, kendisine has bir terim bile oluşturdu. "Don Kişotvari" 
Ünlü Rus yazar Dostoyevky Don Kişot'u " insan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü" olarak tanımlamıştır.
Eser dünyanın en çok okunan kitapları arasında yerini alırken şimdiye dek 38 dile de çevrilmiş bulunmakta.

Okuduğu şövalyelik hikayelerinden etkilenerek aklı karışan yaşlı, zayıf Don Kişot (gerçek adı ile Alonso),
onun kendisi gibi çelimsiz atı Rosinante ve uşağı Sancho Panza'nın maceralarının anlatıldığı kitap daha ileri ki dönemlerde psikiyatristlerin şizofreni çalışmalarında da yer alacaktı. Psikiyatristler bu çalışmalar sırasında Don Kişot'u örnek alacaklardı.


Don Kişot kendi kendine oluşturduğu bu hayali serüvenlerde sürekli yenilgi almasına rağmen asla pes etmeyecek ve her daim yeni bir macera aramaya devam edecekti. Bazen yel değirmenlerine karşı savaşacak, bazen koyun sürülerinin arasına dalacak, bazen yol üstünde gördüğü bir hanı şato sanıp orada şövalyelik merasimi düzenleyecekti.Don Kişot'un kendince oluşturduğu düşmana karşı yaptığı bu taarruzlar bizim aklımızda onun yel değirmenlerine karşı savaşan şövalye olarak kalmasını da sağlayacaktı.

Aslında Don Kişot karakteri üzerinden insanlara çok güzel aktarımlarda yapılmakta idi. Asla vazgeçmemek gibi, insanın hayallerini sonuna kadar kovalaması gibi, aşık olduğu insan için mücadele etmesi gibi yada hep mağdur insanların yanında yer almak gibi.
Zaten kitap biz okuyucularına da aşk kalbin tek kurtuluşudur mesajını vermiyor muydu?


Don Kişot aslında bize yazarından "Cervantes" tende izler sunmakta. Peki Cervantes kimdi ?

Miguel de Cervantes 29 Eylül 1547'de doğup 22 Nisan 1616'da ölen İspanyol yazar.
7 çocuklu bir ailede Madrid yakınlarında bir kasabada doğmuştur. Tarihler 1569'u gösterdiğinde 22 yaşında bir genç olan Cervantes İtalya'ya gitmiştir. 1570'de bir haçlı donanması oluşturulma kararı alınır ve Cervantes'de bu donanmada yerini alır. Daha sonraki süreçte Cervantes esir düşer ve Cezayir'de hapse mahkum edilir. Bu mahkümiyet döneminde 4 kere kaçmaya çalışır fakat hepsinde başarısız olur. 37 yaşında ülkesine dönebilen Cervantes sonraki süreçlerde evlenir ve mahkum olduğu dönemde iyice benimsediği yazma serüvenine başlayarak ilk romanı La Galatea'yı yazar. Yazma serüveni sonraki süreçlerde de devam etti. Şiir yazdı, yarışmalara katıldı ve birinci oldu. Tiyatro yazdı. 1605'e gelindiğinde ise "edebiyatın en bilge delisi" olan Don Kişot'un birinci bölümünü yayınladı. Kitap çok beğenildi ve birçok kere basıldı. Kitabın ikinci bölümünün yayınlanması ise 1615 tarihini buldu.ve bu eser dünyanın en çok okunan yapıtları arasında yerini aldı. Tarihler 22 Nisan 1616'yı gösterdiğinde ise Cervantes Madrid'de öldü.

15 Ocak 2018 Pazartesi

İzlenmesi Gereken 90'lara Ait 8 Romantik Komedi



90'lar çocuğu olduğumdan mıdır nedir 90'lı yılları hep sevmişimdir. O döneme ait şarkıları sürekli dinlerim, filmleri açıp tekrar tekrar izlerim. Sokakta arkadaşlarımla geçirdiğim çocukluğumu da ayrı bir özlerim. Neyse efendim 90'lar deyince aklıma gelen ve izlemekten keyif aldığım romantik komediler bunlar. İzlemek istersiniz belki diye 




Pretty Woman ; En sevdiğim 💕 Julia Roberts ve Richard Gere başrolde. 
Runaway Bride; Roberts ve Gere ikilisi 9 yıl aradan sonra tekrar birlikte. Düğün gününde sürekli korkup kaçan bir gelin ve onu haber yapmak isteyen bir gazeteci.
One Fine Day ; Michelle Pfeiffer ve Geoerge Clooney bize birlikte geçirdikleri harika birgünü anlatıyor.




Sleepless in Seattle ; Tom Hanks ve Meg Ryan ikilisi başrolde. Sanırım 90'lar ve romantik komedi deyince benim gibi herkesin aklına da Meg Ryan gelmektedir 👌 
You've Got Mail; Yeniden Tom Hanks ve Meg Ryan ikilisini izliyoruz efendim 
When Harry Met Sally : Meg Ryan yine başrolde. Bu sefer kendisine eşlik eden oyuncu Billy Crystal. 



While You Were Sleeping ; Sandra Bullock ve Bill Pulman ikilisi bize karışık bir aşk hikayesi anlatıyor 
There's Something About Mary ; Cameron Diaz ve Ben Stiller olmadan 90'lar eksik kalırdı değil mi 😉

14 Ocak 2018 Pazar

KASAPLAR VE LOKANTACILAR ODASI SEÇİMİ

                              
       Her gün bir yenisinin açıldığı, “ben açtım oldu”  denilen mekanların başında gelir lokantalar, kafeteryalar, aperatif salonları.
       Kontrol, sıfır.
       Hijyen, sıfır.
       Mutfak düzeni, kapalı bir paravanın arkasında hak getire.
      Fiyatlar ise, içine sanki çöp koymuşçasına ya da kuru ekmek veriyormuşçasına, bedava denilen seviyede.
      Rekabet ise, bir tarafta belediyelerin mekânları ile rekabet etmeye çalışılırken, diğer taraftan, kuralsız, izinsiz, kontrolsüz çalışan iş yerleri ile rekabet etmeye çalışan;  belediyelerin ve tarım müdürlüklerinin koyduğu kurallara harfiyen uyarak çalışa, izinli ruhsatlı kayıtlı, gariban oda üyeleri.
      Doğru mu, hak mı, revamı, şimdi bu? Kayıtsız, küreksiz bir kenarda açılmış, hiçbir kurala uymayan, vergi ödemeyen, sözüm ona meslek erbabıyla; bu kuralların tamamına uymuş, kaliteli ürünler üreterek müşterilerine senelerdir hizmet etmeye çalışan meslek erbaplarının birde belediyelerin işletmeleri ile cebelleşmeleri?
     İşte bu manzara çerçevesi içinde seçimlere giden bir oda var karşımızda, Bakkallar ve kasaplar odası.
       Biliyorsunuz, Büyük şehir belediyesinin kasap dükkânları var bu şehirde. Büyükşehir belediyesi et entegre tesisi kurup, bütün kasaplara ucuz et dağıtımı yapabilecek büyüklükte olmasına rağmen esnafı ile rekabeti seçen küçücük bir mantık içinde.
      Nazilli Belediyesinin de lokantaları, kafeteryaları, meyhaneleri var biliyorsunuz? Onlarda esnafıyla rekabeti belediyecilik sayan bir beyin topluluğuna sahipler.
       Yazık ki ne yazık.
       Peki, oda yöneticileri ne yapıyorlar?
        Benim esnafımla rekabet eden belediye başkanlarına oy vermeyeceğiz. “Bu adil bir yarış değil. Hem belediyenin imkânlarını kullanacaksınız, hem de benim esnafımla rekabet edeceksiniz” deyip bu Belediye başkanlarının karşısına dikilebildiler mi?
     Hayır.
      Peki, kaçak, ruhsatsız ve vergisiz çalışanlara gidip, “önce vergi kaydınızı yaptırınız. Sonra odamıza kayıt olunuz. Aksi halde sizi yetkili yerlere şikâyet edeceğiz, bu şekilde haksız rekabet etmenize izin vermeyeceğiz”.  Dediler mi?
      Zannetmiyorum.
        Peki,  ne  yaptınız bu güne kadar kardeşim diye soranınız oldu mu?
         Sormadan gözlemledi iseniz,  zannederim odaya ait ofislerde, lüks tefriş edilmiş mekanlarda oturdular. Gelen birkaç belgeye imza attılar. Protokole, odanın kesesinden iftar yemekleri verdiler. Düğünlere, mekânlara, açılışlara, üyelerin cebinden çiçek gönderdiler. Birkaçı istisna oda yöneticisi dışında bunları yaptılar.
       Yazık ki ne yazık.
       Biliyorsunuz ki bu yaptıklarının hepsi, kanuni. Ama vicdani mi?
Onlara sorarsanız kanunsuz hiç bir şey yapmadılar ki. Doğrudur. Ama yapılanların hiç birisi vicdani değildir. Yapılan her iş hem kanuni olmak zorunda hem de vicdani olmak zorundadır.
   Ne belediyelerin yaptıkları, nede oda yöneticilerinin yaptıkları vicdani değildir.
      Bu yazımı bu odanın mensubu bir arkadaşımın fikirlerini alarak yazdım. Hiçbir oda yönetimine aday, yada yönetiminde görevli  gurup yada kişilere düşmanlığım yoktur. Bundan emin olabilirsiniz.
     Şimdi bu  odanın tüm üyelerine sesleniyorum.
        Bu seçimlerde sizler bari, benzer dik duruşları sergileyecek ve sizlerin haklarınızı savunacak, aidatlarınızla biriken paraları, sizin hizmetinize adayacak ve yanlış yerlerde kullanmayacak sizin sırtınızdan, tabiri caiz se” kurban kesip zenginlere dağıtmayacak” yöneticiler bulunuz kendinize. 
        Böyle gelmiş böyle gider demeyiniz.
       Bizden söylemesi. Aksi halde, eski tas, eski hamam devam eder bu düzen. Sorumluları da sizler olursunuz.
                             Mehmet Kızılaslan 2018-01-15
    
     


10 Ocak 2018 Çarşamba

Mart Menekşeleri



Sarah Jio'nun okuduğum ilk aynı zamanda da tek kitabı ki yazarın da ilk kitabıymış Mart Menekşeleri . Arkadaşım tam bir Sarah Jio hayranı. Bütün kitaplarını okudu ve her kitap sohbetimizde mutlaka oku, kesinlikle oku önerilerinde bulunmuştu. Bende en sonunda tamam dedim ve kitabı alıp okumaya başladım. Başladığım gibi de bitirdim. Oldukça akıcı ve yalın bir dili var Sarah Jio'nun (en azından bu kitabında öyle 😄) Belli bir sayfa okuduktan sonra açıkçası Esther ve Elliot karakterlerini de merak etmeye başlayınca kitabı elime almamla bitirmem bir oldu. Bu kitaptan sonra diğer Sarah Jio kitaplarını okur muyum? Evet 👍👍 Eee arkadaşıma da teşekkür edeyim bana yaptığı bu ısrarından dolayı 😄 

Konusuna gelirsek ; Kocasından boşanan Emily yengesi Bee'nin daveti üzerine Bainbridge Adası'na gelir. Orada kaldığı odada 1943 yılına ait bir günlük bulur. Günlüğü okumaya başlayan Emily böylece hem Esther ve Elliot'ın aşk hikayesine tanıklık edecek hem de yıllardır saklanan bir aile sırrını fark edecektir. ⚡⚡Peki kimdi bu Esther ve Elliot ? Bu günlük neden bu evdeydi ? 🔍 

Kitabı bitirdiğinizde tüm bu soruların cevabını da bulmuş olacaksınız sayın okuyucular 😄 Tabi bir şeyi daha fark edeceksiniz ama o bir sır 😉

3 Ocak 2018 Çarşamba

The Sound of Music



Yeni bir yıla yeni bir filmle merhaba demeye ne dersiniz 😉 Kendi kategorisinin en iyi filmlerinden biri olan 1965 yapımı The Sound of Music bize Von Trapp ailesinin hikayesini anlatmaktadır. 

Film yaklaşık 3 saat sürmekte fakat bizi öyle güzel bir atmosferin içine çekmekte ki o geçen 3 saati fark etmiyor bile insan. Ayrıca filmin bol ödüllü bir yapım olduğunu da söylemeliyim. Film 1966 yılı oscar töreninden 5 ödülle ayrılmayı başarmıştır. (merak edenler için ödüller ; En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Film Kurgusu, En İyi Ses Miksajı, En İyi Film Müziği)


7 çocuğu bulunan ve onları çok disiplinli bir şekilde yetiştiren Yüzbaşı Von Trapp'ın evine bir gün kilisede rahibe olarak görev alan ama içindeki müzik aşkını bir türlü bastıramayan Baronin Maria bakıcı olarak gelir. Maria'nın eve gelmesiyle evin her odasından müzik sesleri yükselmeye başlar. Bakalım oldukça disiplinli ve sert biri olan Yüzbaşı bu durum karşısında ne tepki verecektir ? 





Filmin konusu tanıdık gelebilir ama ben bu filmi başka oyuncularla izledim diyebilirsiniz. Acaba yanılıyor muyum da diyebilirsiniz. Merak etmeyin yanılmıyorsunuz 😄 Bu filmi 1969'da Hülya Koçyiğit  ve Ediz Hun  Sen Bir Meleksin adıyla çekmişlerdi. Daha doğrusu Nejat Saydam çekmiş onlar oynamıştı. 😅 

Yeni bir yıla müzikal bir filmle merhaba demek hiç de fena olmaz diye düşünüyorum